Serebral Baskınlık Kuramı

/ / Kekemelik

20. yüzyılın başlarındapsikanalitik kuram doğrultusunda, kekemeliğin, “ruhsal” bir bozukluktan (nevroz) kaynaklandığı görüşünün taraftar kaybetmesiyle birlikte, bozukluğun nörolojik kökenli olduğu görüşü ortaya atılmış ve kısa bir süre için de olsa  geniş ölçüde kabul görmüştür.
Travis, kekemeliğe beynin bir yarısının diğer yarısı üstünde yeterli ölçüde baskınlığı olmamasının yol açtığını ileri sürmüştür. Bu kurama göre, kekemeliğin nedeni; ses, artikulasyon ve solunum sistemleri arasındaki kassal ve aerodinamik koordinasyon bozukluğudur. “Serebral baskınlık” kuramına göre dilin sol ve sağ yarısı, çene ve diğer konuşma yapılan motur sinir itkilerini iki yarımküre yapısındaki ayrı kaynaklardan almaktadır. Akıcı konuşma için bu iki etki akımının    uyumlu çalışması gerekmektedir. Bir yarımkürenin sinir etkilerini zamanlaması için daha baskın olması gerekmekte, yarımkürelerden birinin daha baskın olmadığı durumlarda bize yarımküreler birbirinden bağımsız hareket etmektedirler.
Bu durumun sonucunda, konuşma kaslarının iki yarısı arasındaki hareketlerin uyumla çalışamaması nedeniyle konuşma  bozukluklarına yatkınlığın ortaya çıktığı vurgulanmaktadır.Nöropatofizyolojik olarak sol temporal ve frontal bölgede kanlanmanın azaldığı (özellikle konuşmanın motur merkezinde) ve asimetrik kan akımı olduğuna dair araştırmalar vardır. Serebral baskınlık kuramı, açıklamalarıyla bir süre ilgi uyandırmış ve alandaki çalışmalar kekemelerin hangi ellerini kullandıklarına dair yoğunlaşmıştır. Sonraki yıllarda laboratuvar çalışmaları sonucunda, kekeme olan kişilerin akıcı konuşmalarında sinir iletilerinin dakik senkronizasyonu olduğu bulunmuş ancak Travis’in de öngördüğü gibi kekemelik sırasında sinir iletilerinin sol ve sağ çene kaslarına farklızamanlarda ulaştığı görülmüştür.
Bu bulgu ile desteklenir. gibi görünen kuram, ileriki yıllarda kekeleme sırasınraki anormalliklerin kekemeliğin bir özelliği veya aşırı kas geriliminin ve kekeleme anındaki aynı duygusal bir değişimin sonucu olabileceği görüşünün ortaya atılmasıyla geçerliliğini yitirmeye başlamıştır (van Riper and emeric, 1990).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP