Diagnozojenik Semantojenik (Tanı Kökenli Kuram)

/ / Kekemelik

Wendell Jhonson’nın diagnozojenik-semantojenik? kuramı, 1940-1970 yılları arasında en yaygın olarak benimsenen kekemelik kuramıydı. Diagnozozjenik kurama göre konuşmadaki takılmalar   normaldir, ancak takılmalardan kaçınma sonucu oluşan blok ve zorlanma davranışları konuşma bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Johnson tüm çocuklar için oldukça yaygın ve normal tepkiler olarak kabul ettiği bütün bu tekrarları ve uzatmaları, “akıcı konuşma hataları” kategorisinde toplamaktadır. Johnson’a göre zorluk, anne-babanın bu yaygın ve normal kabul edilen hatalara kaygı ve heyecanla tepki göstermesindedir. Böylece çocuk duygularını sözle ifade ederken korkmaya ve çekinmeye başlayabilmektedir. Kekemeliğin, görülme sıklığında ve gelişiminde kültürden kültüre farklılık görelse de, evrensel bir bozukluk olduğu düşünülmektedir. Johnson, kekemeliğin çocuğun ağzında değil ebebeyinlerin kulağında başladığını vurgulamıştır. Johnson’ a öre (1993) kekemelik, kekemenin kekelememeye çalışmak için yaptıklarıdır.
Diğer bir anlatımla, öğrendikleridir. Van Riper (1992) da, kekemeliğin öğrenilmiş istemsiz tepkiler olduğu ve kekeleme korkusuna karşı geliştirilen bu tepkilerin durumu daha da kötüleştirdiği konusunda Johnson ile aynı görüşte olduğunu bildirmiştir. Johnson (1956), gözlemleri sonucu çocuktaki normal takılmaları kekemelik olarak tanımlayan ailelerin iki grupta toplanabileceğini belirtmiştir.

İlk gruptaki ebebeyinlerin çocuklarının eğitimi konusunda mükemmeliyetçi ve  aşırı endişeli olduklarını, çocuklarından kibar, düzenli, olgun davranma konusunda talepleri olduğunu ve bu tip ailelerin akıcılık standartlarınında yüksek olduğunu belirtmiştir. İkinci grup ebebeyinin ise kendilerinde yada ailelerinde kekemelik olduğu için, bozukluğun kalıtım yoluyla aktarıldığına inandıklarını ve bu nedenle çocuklarının konuşmasını dikkatle dinleyerek normal bir takılmaya bile aşırı tepki gösterdiklerini öne sürmüştür. Dolayısıyla Jhonson, kalıtımsal aktarımın değil, bu anlamda ailesel bir yatkınlığın olabileceğinden söz etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP